Kurumsal Danışmanlık
Kozmetik Kurumsallık: Plazada Başlayan, Patron Odasında Biten İllüzyon

Parıltılı Plazalar ve Gölge Yönetimler
Modern iş dünyasında “kurumsallaşma”, neredeyse her şirketin web sitesinin misyon-vizyon sayfalarını süsleyen, yönetim kurulu odalarında sıkça telaffuz edilen tılsımlı bir kelime haline geldi. Şık ofis tasarımları, karmaşık organizasyon şemaları, İngilizce kısaltmalarla dolu unvanlar ve en pahalı ERP sistemleri… Dışarıdan bakıldığında kusursuz işleyen bir saat mekanizmasını andıran bu yapılar, ne yazık ki çoğu zaman sadece birer illüzyondan ibarettir.
Bir şirketin “kurumsal” olduğunu iddia etmesiyle, operasyonel gerçeklikte kurumsal bir kültüre sahip olması arasındaki uçurum, günümüz iş dünyasının en büyük paradokslarından biridir. Bu makale; kurumsallığı bir yönetim felsefesi değil, sadece bir makyaj malzemesi olarak kullanan; sistem yerine kişilerin iki dudağı arasına sıkışmış, “kurumsal görünümlü geleneksel yapılara” çekilen profesyonel bir ihtardır.
“Tabelası ‘Global’, Maaşı ‘Asgari’, Zihniyeti ‘Mikro’: Kurumsallığı Sadece Kartvizitten İbaret Sananlara Açık Mektup”
Mehmet GÜNHAN
Sosyal medyaya bakarsanız herkes vizyoner, herkes inovatif, herkes “çalışan mutluluğunu merkezine alan” birer dünya devi. Şık plazalar, cam bölmeli toplantı odaları, turnikeler, kart askıları ve unvanların havada uçuştuğu organizasyon şemaları… Dışarıdan bakınca her şey İsviçre saati gibi tıkır tıkır işliyor sanırsınız.
Ama turnikeden içeri girip masanıza oturduğunuz an, o parıltılı kurumsallık makyajı akmaya başlar. Karşınıza çıkan şey; kurumsallığı sadece İngilizce terimler kullanmak sanan, özünde ise 80’lerin feodal esnaf zihniyetinden zerre sıyrılamamış bir “patron krallığıdır”.
Gelin, kurumsal olduğunu iddia eden ama aslında kurumsallıktan zerre anlamayan bu yapıların anatomisine biraz yakından bakalım.
Her E-postada Gizlenen Şüphe: Mikroyönetim Virüsü
Bu şirketlerde süreçler sözde dijitalleşmiştir. En pahalı ERP sistemleri, en modern proje yönetim araçları satın alınır. Ama günün sonunda ne olur biliyor musunuz? O sistemlerin hiçbiri patronun “Ben gözümle görmeden inanmam” duvarını aşamaz.
-
Cc Satırındaki Kalabalık: Attığınız her e-postaya genel müdür yardımcısını, onun üstünü, onun da üstünü, hatta mümkünse patronun kendisini eklemek zorundasınızdır. Neden mi? Çünkü kimse kimseye güvenmez.
-
Onay Zinciri Değil, Pranga Zinciri: Bir departman müdürünün, bütçesi 500 lira olan bir harcama için bile yönetim kurulu başkanından onay beklediği bir yerde kurumsallıktan bahsedemezsiniz. Orada profesyoneller yoktur; sadece talimat bekleyen robotlar vardır. Siz sistemi kontrol etmek için kurmadınız; siz insanları boğmak için bir gözetleme kulesi inşa ettiniz.
Büyük Vizyonlar, Küçük Hesaplar
En sevilen tiyatro sahnesi ise insan kaynakları politikalarında oynanır. Şirket sunumlarında “En büyük sermayemiz insan kaynağımız” cümlesi kalın harflerle yazılır. Peki ya gerçekler?
-
Piyasa Altı Maaşlar, Bitmeyen Fedakarlık Beklentileri: En iyi okullardan mezun, tecrübeli profesyonelleri işe alıp, onlara sektör ortalamasının altında maaşlar reva görmek hangi kurumsal kitapta yazar?
-
Performans Değil, Biat Ölçümü: Maaş zammı veya prim dönemi geldiğinde kurumsal metrikler birden buharlaşır. Yerini “E ama patron seni çok odasına çağırıyor, bu ara gözüne batma” gibi kahvehane stratejilerine bırakır. Çalışanın emeğini bir değer değil, sadece kurtulunması gereken bir “maliyet kalemi” olarak gören zihniyet, kurumsal değil ancak mülkiyetçidir.
Unvanı
Dev
Yetkisi
Cüce














